Showing posts with label Turkey. Show all posts
Showing posts with label Turkey. Show all posts

Otomobil işçileri Türk Metal bürokrasisine isyan ettiler

Kemal Ülker

13 Kasım tarihinde, 1.500 öfkeli otomobil işçisi, Türkiye’nin kuzeybatısında bulunan Bursa şehrinde yer alan Renault fabrikasında iş bıraktılar ve bir oturma eylemi düzenlediler. Bu eylemi dikkat çekici hale getiren şey, yapılan protestonun esas olarak işçilerin resmen kendi yetkili sendikaları olan Türk Metal’i (Türkiye Metal, Çelik, Mühimmat, Makine, Metalden Mamul Eşya Oto Montaj ve Yardımcı İşçileri Sendikası) hedef alıyor olmasıydı. Yozlaşmış Türk Metal yönetimi bu eylemin hemen öncesinde işverene işçilerin taleplerini tamamen göz ardı eden bir toplu iş sözleşmesi taslağı sunmuştu. Sendikanın bu tutumu, ücret ve çalışma koşullarının son yirmi yıl boyunca giderek bozulduğuna tanık olan işçiler için bardağı taşıran son damla oldu ve işçiler Türk Metal sendikasının temsilci odasının da yer aldığı fabrikadaki yönetim ofislerinin önünde protesto eylemlerini başlattılar.


Oyak-Renault fabrikası

Olay yerinden gelen haberlere göre, toplam 5.000 işçi, Türk Metal sendikası tarafından hazırlanmış olan toplu iş sözleşmesi taslağını, geçmiş yıllarda yapılan bir dizi ücret indiriminin ardından, kötü çalışma koşullarında ve yetersiz düzeydeki ücretlerde talep ettikleri iyileştirmeleri içermediği için reddediyorlar.

Pazartesi gecesi yüzlerce işçi, “Sendika istifa” diye slogan atmaya başladı. İşçilerin protestosu gece yarısına kadar sürdü.

Oyak-Renault’da oturma eylemi yapan işçiler

Türkiye'nin ikinci büyük otomobil üreticisi olan Renault Türkiye (Oyak-Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.), hisselerinin %49’u Oyak’a (Türk Silahlı Kuvvetleri Emekli Sandığı) ve %51’i Renault’ya ait olan bir ortaklık.

Oyak-Renault işçileri sendikaları şirket yönetimiyle toplu pazarlık görüşmelerine başlamadan önce, toplu iş sözleşmesi taslağının hazırlandığı sırada kendilerine danışılmadığı için son derece kızgındılar. Sendika yönetimi üyelerine vermiş olduğu sözleri büyük bir pervasızlıkla görmezden gelmişti. Bunun yerine, Türk Metal yöneticileri, haftalarca, tabandaki işçilere en ufak bilgi vermeden, kapalı kapılar ardında yürüttükleri görüşmelerin ardından, en nihayet şirket yönetimine istediği her şeyi veren bir toplu iş sözleşme taslağı hazırladılar.

Protesto eylemine katılan işçiler Türk Metal sendikası üyeliğinden istifa etmek ve Birleşik Metal-İş sendikasına üye olmak üzere gerekli yasal işlemleri gerçekleştirebilmek için fabrikaya bir noterin gelmesini talep ettiler. Türk Metal sendikası, Türkiye’deki üç işçi sendikası konfederasyonu içinde en büyüğü olan Türk-İş’e üye. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) üye olan rakip sendika Birleşik Metal-İş de bu fabrikada örgütlenme çalışmaları yürütüyor. Türkiye'deki kısıtlayıcı emek karşıtı yasalar bir sendikadan ayrılmak ve rakip bir sendikaya üye olmak için son derece zor ve pahalı bir yasal süreçten geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun için işçilerin bir notere gitmeleri, ayrıntılı bir formdan beş adet doldurmaları ve genellikle birkaç günlük ücretlerine karşılık gelen bir noter harcı ödemeleri gerekmektedir.
Otomobil işçilerinin Türk Metal sendikasına karşı başlattıkları isyanı bastırmak amacıyla Oyak-Renault tarafından istihdam edilen özel güvenlik görevlileri, Türkiye’deki faşist hareketin üyeleri ve polisin verdiği destekle birlikte fabrikayı abluka altına aldılar. Faşistler, yakındaki BOSCH fabrikasından Oyak-Renault fabrikasında çalışan işçilerle dayanışma göstermek üzere gelen bir grup işçiye saldırdılar. Faşistler aynı zamanda solcu medya kuruluşları için çalışan gazetecilere de saldırdılar. Faşist haydutların saldırısı sonucunda üç işçi ağır biçimde yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.

BOSCH işçileri, bu yılın başlarında, aynı yozlaşmış sendikayı hedef alan benzer bir eylem başlatmış oldukları için, Oyak-Renault işçileriyle kader birliği içinde olduklarının farkındaydılar. Sekiz ay önce, 14 Mart 2012 tarihinde, BOSCH fabrikasında çalışan 6.000 işçinin yüzde 75'i Türk Metal sendikasından topluca istifa etti. BOSCH Türkiye, Türkiye'de toplam 10.000 'den fazla işçi istihdam ediyor ve Bursa'daki fabrikası aynı zamanda BOSCH’un küresel otomotiv araştırma ve geliştirme merkezi olarak faaliyet gösteriyor.

Türk Metal, Türkiye'deki faşist hareketle uzun yıllar boyunca yakın ilişki içinde olmuş bir sendika. Sendikanın ambleminde sembol olarak, eski bir İslam öncesi Türk toteminden gelen bir kurt figürü yer almaktadır. Aynı figür uzun yıllardır Türkiye’deki (genel olarak "Bozkurtlar” olarak bilinen) faşist hareketin ortak bir sembolü olarak kullanılmaktadır. Türk Metal, 1970 yılında DİSK’e karşı bir saldırı silahı olarak kurulmuş ve çok dar bir üye tabanına sahip olan, faşist işçi sendikaları konfederasyonu MİSK’in üyesi olan Milli-İş sendikasının bir devamıdır.

Türk Metal’in logosu

Metal işçilerinin duydukları öfkeyi anlayabilmek için bir parça tarihsel arka plan bilgisine sahip olmak gerekiyor. Bursa’da otomobil işçileri 1990’lı yılların sonlarına kadar, o tarihte bile fabrikalarında acımasız bir çalışma rejimine tabi tutuluyor olmalarına rağmen, görece yüksek ücretler alıyorlardı. Ancak son yirmi yıl içinde otomobil işçilerinin ücretleri ve çalışma koşulları, artan küresel rekabet ve dünya çapında yaşanmakta olan ekonomik krizin doğrudan bir sonucu giderek kötüleşti. Son olarak otomobil işçileri 2009 yılında, Türk Metal tarafından verilen ödünlerin bir sonucu olarak reel, ücretlerinde yüzde 11 oranında bir kayıp yaşadılar.

Bu reel ücret kayıpları, otomobil üreticilerinin son yirmi yıl içinde, Türk Metal bürokrasisinin sağladığı kritik destekle birlikte, işçilerin çalışma yoğunluğu ve iş yükünün sistematik bir biçimde artırmasının üzerine geldi.

Türk Metal yönetimi, 1990’lı yıllar boyunca, örgütlü olduğu fabrikalarda, işçilerin daha fazla sömürülmesi yoluyla kâr marjlarını korumayı hedefleyen sözde Kalite Çemberleri ve diğer türden esnek çalışma uygulamalarının işçilere dayatılması için işverenlerle işbirliği yaptı.

Türkiye kapitalizmi yeni yüzyılın ilk yılında (2001 yılının Şubat ayında) modern tarihinde yaşadığı en ağır ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Bu kriz sadece Türkiye’ye özgü bir olgu değildi ve son tahlilde dünya kapitalist sisteminin yeni eğilimlerinin bir ürünüydü.

Burjuvazi Türkiye kapitalizminin bu uzun süreli krizine işçileri daha fazla ezerek karşılık verdi. 1990 yılında yaşam standartlarına yönelik saldırıların ilk dalgası, öncelikli olarak esnek çalışma uygulamalarının işçilere kabul ettirilmesini temel alıyordu. 2001 yılında krizle başlayan ikinci dalga ise, buna ek olarak, reel ücretlerin düşürülmesine dayanıyordu. Sömürü oranında iki dalga halinde yaşanan bu sistematik artış, işçilerin yaşam koşullarının yirmi yıl öncesine göre önemli ölçüde kötüleşmesine neden oldu.

Bu dönem boyunca, Türk Metal bürokrasisinin, kâğıt üzerinde temsil eder göründüğü işçilerden gelebilecek patlayıcı tepkileri önleyebilme becerisi önemli ölçüde azaldı. Sonuç, tabanda yer alan işçiler arasında sadece işverenleri değil, ihanet içindeki Türk Metal bürokrasisini de hedef alan çeşitli öfke patlamaları oldu. Bu tür bir olay 2009 yılının Nisan ayında, Türk Metal, Türkiye’nin Karadeniz kıyısında yer alan Zonguldak şehrinde bulunan çelik üreticisi Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nda (Erdemir) yüzde 35 oranında ücret indirimi yapılmasına onay verdiği zaman yaşandı. 20 Nisan günü, sayıları 1.000 civarında olan öfkeli Erdemir işçisi Türk Metal’in şube binasını bastı ve sendikanın şirket yönetimi ile verilecek ödünler konusunda sürdürmekte olduğu görüşmelerle ilgili bilgi talep ederek uzunca bir süre şubeyi işgal etti.

Metal işçilerinin yaşam standartlarının aşağıya çekilmesi konusunda işverenlerin hevesli bir ortağı olarak hareket etmenin yanı sıra, Türk Metal’in yakın tarihi, bu sahte işçi örgütünün yozlaşmışlığını ve faşist ve paramiliter güçlerle olan yakın bağlarını ortaya koyan çeşitli skandallarla doludur. 2009 yılında, sendikanın eski yöneticilerinden olan Mahmut Taşdemir, sendikanın o tarihte genel başkanı olan Mustafa Özbek’in (Türk Metal’in şu anki genel başkanı Pevrul Kavlak o tarihte Özbek’in yardımcısı konumundaydı) paramiliter bir güç olan ve ölüm mangaları düzenlemekle suçlanan Jitem’le işbirliği yaptığını, bu tür suç örgütleriyle kurduğu ilişkiler yoluyla sendikanın yönetimini elinde tuttuğunu ve işçilere çeşitli baskılar yaptığını ileri sürdü. Daha sonra Özbek yasadışı paramiliter bir siyasi komplo örgütü olan Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan bir polis baskınının ardından, tutuklanarak hapse atıldı. Ayrıca, Taşdemir yaptığı açıklamada Jitem toplantılarının sendikanın genel merkezinde yapıldığını da söyledi.

Mustafa Özbek, bu sözde işçi sendikasının ne ölçüde yozlaşmış bir kurum olduğunu göstermek bakımından iyi bir örnek oluşturmaktadır. Özbek birçok büyük şirket sahibiyle yarışabilecek boyutta, insanın dudaklarını uçuklatan bir kişisel servete sahip. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Özbek, 34 yıllık sendika yöneticiliği sırasında Ankara, Didim ve Kıbrıs’ta bulunan beş yıldızlı otellerin yanı sıra, ART televizyonu ve Baha haber ajansı gibi kuruluşlara sahip olmasına yetecek kadar büyük bir servet birikimi yapmayı başardı. Özbek aynı zamanda koyu Kemalist Cumhuriyet gazetesinin yüzde 40’lık hissesine de sahip.

Türk Metal’in bugünkü genel başkanı Kavlak’ın geçmişi birçok bakımdan Özbek’inkine benziyor. Ne var ki, Özbek’ten farklı olarak, İslamcı AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümetinin, Türkiye burjuvazisinin Batıcı sözde-“laik” kanadının son kalesi olan orduyu ağır bir yenilgiye uğratmayı başarmasının ardından Kavlak taraf değiştirdi ve bu nedenle bir yılı aşkın bir süredir Türk Metal’in yayınları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın resimleriyle dolu.

Türkiye işçi sınıfının yirmi yıllık bir durgunluk döneminin ardından tekrar sınıf mücadelesi sahnesine çıkmakta olduğunu söyleyebilir miyiz? Metal işçilerinin yozlaşmış Türk Metal bürokrasisine karşı bu isyanı işçi sınıfının önemli kesimleri üzerinde harekete geçirici bir etki yaratabilir mi? Yakın zamanda Türkiye proletaryasının yeni bir uyanış sürecine girmesini bekleyebilir miyiz?

Marksistler olarak biz metal işçilerinin sendikalarını değiştirmek için giriştikleri bu eylemi destekliyoruz. Bununla birlikte, bu mücadelede Birleşik Metal-İş yönetimine güvenilebilineceğini düşünmek saflık olur. İşçilerin, 1998 yılında Bursa'da çeşitli fabrikalarda çalışan yaklaşık 8.000 metal işçisinin Türk Metal bürokrasisine karşı benzer bir eyleme giriştiğini ve o tarihteki Birleşik Metal-İş yönetiminin mevcut statükoyu bozmamak adına bu işçilere sırtını döndüğünü akıllarından çıkarmamaları gerekiyor. Bunun sonucunda, işçilerin saflarında yaşanan bu patlama yenilgiyle sonuçlandı ve bu eylemlere öncülük etmiş olan işçilerin tamamı işverenler tarafından, Türk Metal yönetimiyle işbirliği içinde işten çıkarıldı.

Tüm Oyak-Renault işçilerini kendi işçi komitelerini örgütlemeye ve Birleşik Metal-İş yönetiminin aşağıda yer alan talepleri yerine getirmesini sağlamak için ısrarcı bir tutum almaya çağırıyoruz:

* İşverenlerle yapılacak tüm görüşmeler sadece sendika yöneticilerine değil, tabanda yer alan işçilerin demokratik olarak seçilmiş temsilcilerine de açık olmalıdır. Sendika ile şirket yönetimi arasındaki tüm gizli görüşmelere son verilmelidir.

* İşçi temsilcileri gerekli gördükleri zaman, sendikanın tüm mali hesaplarını denetleme, gözden geçirme, doğruluğunu saptama ve inceleme hakkına sahip olmalıdır.

* Sendika yöneticileri tabandaki üyelerin dörtte birinin talep etmesiyle geri çağrılabilmelidir.

* Sendika yöneticilerinin ücretleri ve diğer maddi hakları ortalama bir işçinin ücretinden ve sahip olduğu sosyal haklarından daha fazla olmamalıdır.

* Yeni toplu iş sözleşmesi görüşmelerine yönelik talepler bizzat işçiler tarafından belirlenmelidir. Bu taleplerde herhangi bir değişiklik yapılması ancak tabandaki üyelerin gizli oyuyla söz konusu olabilmelidir. Ayrıca işçiler, Türkiye işçi sınıfının tüm gücüyle aşağıdaki taleplerin arkasında seferber edilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olmalıdırlar:

* Türk Metal yöneticileriyle paramiliter ve faşist gruplar arasındaki bağlantılara yönelik bir bir adli soruşturma başlatılsın. İşçilere yapılan saldırıları başlatmaktan suçlu bulunanlar yargılansın. Bursa’da ve başka yerlerde faşistlerle işbirliği yapan ve kendilerini işçi sınıfının sırtından zenginleştiren sendika yöneticilerinin faaliyetleri hakkında bir rapor hazırlamak üzere, polisten ve devlet yargı sisteminden bağımsız, üyeleri işçilerden oluşan bir soruşturma komisyonu kurulmalıdır.

* Türkiye işçi sınıfı, bankaların ve büyük sermayenin oluşturduğu uluslararası konsorsiyum ve onların siyasi sözcüleri tarafından kapitalizmin krizinin bedelini işçi sınıfına ödetmek için planlanan, emekçilerin yaşam standartlarını tahrip etmeye yönelik girişimlere karşı tüm Ortadoğu ve Avrupa’nın işçileriyle ortak dayanışma eylemlerinin içinde yer almalıdır.

EK NOT

Oyak-Renault yönetimi, Çarşamba günü, 23 Birleşik Metal-İş üyesini yasadışı greve katıldıkları gerekçesiyle işten çıkardı. Sabahleyin işbaşı yapmak üzere kartlarını basmak isteyen 23 işçi, işyerlerinin girişinde yer alan turnikelerin kartlarını okumadığını gördüler. Önümüzdeki günlerde yeni işten çıkarmalar yapılabilir. Fabrikada dolaşan söylentilere göre 25 işçinin daha işten çıkarılması an meselesi.

Şirket yönetiminin sendikalarının uygulamalarını protesto eden işçilere karşı giriştiği bu misilleme harekâtı Oyak-Renault yönetimi ile Türk Metal bürokrasisinin yakın işbirliği içinde olduklarını gösteriyor. İşten çıkarılan işçiler protestonun yapıldığı gün şirket yönetiminin temsilcileri tarafından Türk Metal yönetiminin hazırladığı toplu iş sözleşmesi taslağını protesto etmemeleri konusunda açıkça uyarıldıklarını iddia ediyorlar. İşçiler aynı zamanda Türk Metal yöneticilerinin işten çıkarılması gerektiğini düşündükleri işçilerin isimlerini içeren listeler hazırladıklarını da öne sürüyorlar. Elbette işten çıkarılmış olan 23 işçinin yapılan protestoya öncülük etmiş olan işçiler olmaları rastlantısal bir durum değil.

Bizler, Marksistler olarak, kendilerini Birleşik Metal-İş’in temsil etmesini isteyen işçilerle dayanışma içindeyiz. İşten çıkarılmış olan 23 işçinin işlerine iade edilmelerini, sürdürülen gözdağı verme kampanyasına derhal son verilmesini ve Oyak-Renault’nun çalışanlarının kendilerini temsil edecek sendikayı kendi özgür iradeleriyle seçme haklarına saygı göstermesini talep ediyoruz.

Birleşik Metal-İş’in işten çıkarılmış olan 23 işçiye mutlaka destek sağlaması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Bu işçilerin ve ailelerinin sendikanın sahip olduğu hatırı sayılır büyüklükteki kaynaklarla desteklenmesi gerekiyor. Birleşik Metal-İş’i bu işçilere uluslararası destek ve dayanışma sağlamak için somut adımlar atmaya çağırıyoruz. Renault gibi çok uluslu şirketlerle başa çıkabilmenin tek yolu uluslararası işçi sınıfını, ulusal sınırların ötesine geçen dayanışma eylemleri içinde örgütlemektir.

Oyak-Renault eyleminin videosu

Share:

Auto workers revolt against the Türk Metal bureaucracy


By Kemal Ülker
On November 13, 1,500 angry auto workers stopped work and staged a sit-in at the Renault factory in Bursa in north eastern Turkey.  What made this action notable was that the protest was aimed primarily against their officially recognized union, Türk Metal (Union of Metal, Steel, Ammunition, Machinery, Automobile and Related Industry Workers of Turkey). The corrupt officials of Türk Metal had just initialled an agreement with management that completely ignored the demands of the workers. The protest, which took place in front of the management offices of the factory, where the Türk Metal union maintains its own office, was the final straw for workers who have seen their wages and working conditions steadily deteriorate over the past two decades.
Oyak-Renault factory
According to reports from the scene a total of 5,000 workers rejected the proposal made by the Turkish Metal Workers Union, citing poor working conditions and inadequate wages that have come on top of a series of wages cuts in previous years.
 "The union must resign," chanted hundreds of workers on Monday night. Their protests went on past midnight.
Workers sit-in at Oyak-Renault
Turkish Renault (Oyak-Renault Otomobil Fabrikaları inc.), the second largest automobile manufacturer in Turkey is jointly owned by Oyak (Turkish Armed Forces Pension Fund) and Renault with Oyak owning 49% and Renault owning 51% of the company.
 The  Oyak-Renault workers were furious that they had not been consulted before the union reached the proposed deal with management  in advance of a scheduled round of collective bargaining. The union leadership blatantly disregarded promises they made to the membership.  Instead, after weeks of secret negotiations behind the backs of rank and file workers, Türk Metal officials finally presented an agreement to the membership that gave management everything they wanted. 
The protesting workers demanded that a notary public come to the factory so that they can begin the legal process of leaving the Türk Metal union and join the United Metalworkers’ Union (Birlesik Metal-İs). The Türk Metal union is a member of Türk-İş, one of the three largest trade union confederations in Turkey.  Birleşik-Metal, a rival trade union tied to the Confederation of Progressive Trade Unions (DİSK), has been trying to unionize at the plant as well.  Onerous anti-labor laws in Turkey mandate an extremely difficult and expensive legal process to leave a union and join a rival organization. Workers are required to go to a notary public, complete five copies of a detailed form, and pay a fee that is often equivalent to several days pay.
 In response to the auto workers’ revolt against Türk Metal, private security guards employed by Oyak-Renault, were joined by members of the Turkish fascist movement and police in a blockade of the factory. The fascists attacked a group of workers from the nearby BOSCH factory who came to the protest to show their solidarity with the workers of the Oyak-Renault factory.  The fascists also attacked journalists affiliated with left-wing media organizations.   Three workers suffered severe injuries at the hands of the fascist thugs and had to be hospitalized.
The BOSCH workers recognized their kinship with the Oyak-Renault workers for they had initiated a similar action earlier this year aimed against the same corrupt union. Eight months ago, on March 14, 2012, 75 percent of the 6,000 workers at the BOSCH plant resigned en masse from Türk Metal.  BOSCH Turkey employs more than 10,000 workers in Turkey in total, and its Bursa plant also acts as a BOSCH’s global automotive research and development centre.
 Türk Metal has long had close relations with the fascist movement in Turkey. The logo of the union features the figure of a wolf as its symbol, drawing from an ancient pre-Islamic Turkish totem. The same figure has long been a common symbol of the Turkish fascist movement (popularly known as the “Grey Wolves). Türk Metal is an extension of the Milli-İs (an affiliate of the then tiny fascist union confederation MISK) union, which was established in 1970 as an offensive weapon against the Federation of Revolutionary Workers’ Unions (DISK).
Logo of Türk Metal
 A little historical background is required to understand the anger of these workers. Up to the end of 1990s auto workers used to enjoy relatively high wages in Bursa, although even then they were subjected to a ruthless working regime in their factories. But in the last twenty years the conditions of the auto workers have steadily deteriorated, a direct result of increasing global competition and the world-wide economic downturn.  Most recently auto workers experienced an 11 percent loss in real wages since 2009 as a result of concessions made by Türk Metal.  This follows a pattern over the past two decades where, with the crucial assistance of the Türk Metal bureaucracy auto manufacturers were able to implement systematic reductions in operating times and considerable increases in workloads.
Throughout the 1990s Türk Metal collaborated with employers regarding the introduction of the so-called Quality Circles and other similar working practices with the aim of maintaining profit margins by increasing the exploitation of the workers. 
The first year of the new century (February 2001) ushered in the most severe economic crisis Turkish capitalism has experienced in its modern history. This downturn was not just a Turkish phenomenon,  but in the final analyses a product of the most recent trends of the world capitalist system.
 In  response to the prolonged crisis of Turkish capitalism, the bourgeoisie reacted by squeezing the working class. The first wave of attacks on living standards in the 1990’s were primarily based on the imposition of flexible work practices.  The second wave, starting in 2001, was based on cutting real wages. Altogether this systematic increase in the rate of exploitation of workers drove down their conditions of life significantly from what they had been twenty years ago. 
Throughout this period, the ability of the Türk Metal bureaucracy to stifle explosive reactions from the workers they nominally represented was severely undermined.  The results were several explosions aimed not only against the employers but against the treacherous Türk Metal bureaucracy.  One such incident occurred in April 2009, when Türk Metal gave its consent to cut wages by 35 percent in Eregli Iron and Steel Factories (Erdemir) a steel maker located in Turkey’s Zonguldak Province on the Black Sea. On April 20, some 1,000 angry metal workers from Erdemir, stormed the branch office of Türk Metal and occupied the office for an extended period, demanding information regarding the union’s ongoing talks on concessions with company management.   
In addition to acting as an enthusiastic partner of the employers’  destruction of the living standards of metal workers, the recent history of Türk Metal has been marked by several scandals that illustrate the corruption and criminality of this phony workers organization and its intimate ties to fascist and paramilitary outfits.  In 2009, a former leader of the union, Mahmut Tasdemir, alleged that the union’s leader at the time, Mustafa Ozbek, (current President of Türk Metal, Pevrul Kavlak was a deputy of  Ozbek) had cooperated with a paramilitary force, Jitem, accused of organising death squads, to retain his control over the union and apply pressure on workers. Later, Ozbek was arrested following a police raid as part of the investigation into Ergenekon, a clandestine paramilitary-political conspiracy. Tasdemir also charged that the illegal secret unit had held meetings at union headquarters.
 Ozbek is a good example of the extent of the corruption of this so-called union. His  private fortune is staggering, rivalling those of many corporation owners.  From a background in poverty, he managed to accumulate enough wealth in his 34 years as a union leader to become the owner of five-star hotels in Ankara, Didim and Cyprus, as well as ART television and the Baha news agency. He also owns a 40 percent share of the staunchly Kemalist Cumhuriyet daily newspaper.
 The history of the current president of Türk Metal, Kavlak, is similar in many respects to Ozbek’s. However, unlike Ozbek, after the Islamist AKP (Justice and Development Party) government managed to hammer the Turkish Military as the last bastion of the pro-Western so-called “secular” wing of the Turkish bourgeoisie, Kavlak changed sides and for more than a year Türk Metal’s publications are full of pictures of incumbent prime minister of Turkey, Recep Tayyip Erdogan.
Is it possible to say that after almost two decades of stagnation, the Turkish working class is taking the stage of class struggle? Can this revolt of metal workers against the corrupt Türk Metal bureaucracy create an electrifying impact on major sections of the working class? Can we expect to soon see a new awakening of the Turkish proletariat?
As Marxists we support the action taken by the metal workers to switch unions.   However it would be naïve to think that the leaders of Birlesik Metal-İs can be trusted.  Workers should keep in mind that in 1998 when almost 8,000 metal workers from several factories in Bursa revolted against Türk Metal bureaucracy, the then leadership of Birlesik Metal-İs turned its back on these workers in order not to upset the status quo.  As a result, this outburst ended in defeat and the leaders of these actions were all sacked by their employers working in collaboration with the Türk Metal leadership.  We urge the Oyak-Renault workers to organize their own rank and file committees and insist of the Birlesik Metal-İs leadership that they carry out the following demands:
 * All negotiations with employers must be open to the democratically elected representatives of rank file workers and not just union officials.   End all secret negotiations between the union and management. 
* Workers' representatives must have the right to audit, check, verify and examine all financial accounts of the union whenever they deem it necessary.
*Union leaders must be able to be recalled on the demand of one-fourth of the rank-and-file members.
* Union leaders’ wages and other material benefits must not be more than average workers’ wages and benefits.
* Demands for a new round of collective bargaining negotiations must be decided by the workers themselves. Any changes that will be made regarding these demands must be undertaken by secret ballot of rank-and-file members.
In addition workers should insist that the full power of the Turkish working class be mobilized behind the following demands:
*Launch a criminal investigation into the ties of leading members of Türk Metal with paramilitary and fascist groups.  Those found guilty of initiating attacks on workers must be brought to justice.  A worker’s commission of inquiry should be established that is independent of the police and the corrupt state judiciary to report on the activities of those union leaders at Bursa and elsewhere who have collaborated with fascists and enriched themselves on the backs of the working class. 
* The Turkish working class should join in solidarity actions with workers throughout the Middle East and Europe in common actions against the destruction of living standards orchestrated by the  international consortium of banks and businesses and their political spokesmen as they attempt to make the working class pay for the crisis of capitalism.      

POSTSCRIPT

On Wednesday, Oyak-Renault management dismissed 23 Birlesik Metal-İs members for joining an illegal strike. In the morning while trying to clock-in the 23 were denied entry to the site. Additional dismissals can happen soon. According to rumours circulating around the plant another 25 workers could be sacked at any time.

This retaliation by management against workers protesting the actions of their union clearly shows the intimate ties between Oyak-Renault and the Türk Metal bureaucracy. The sacked workers 
claim that on the day  of the protest management repsentatives explicitly warned them not to protest against the Türk Metal deal.  Workers are also claiming that Türk Metal leaders are making up the lists of workers to be victimized.  It is of course no accident that the 23 workers who were dismissed were the leaders of the protest.

As Marxists we stand in solidarity with those workers who want  Birlesik Metal-İs to represent them. We call for the reinstatement of the 23 sacked workers, an end to the campaign of intimidation, and for Oyak-Renault to respect the right of its workforce to select a union of their choice.

We insist that Birlesik Metal-İs provide assistance to the 23 sacked workers.  These workers and their families should be supported with the sizeable resources at the command of the union.  We call upon Birlesik Metal-İs to take concrete actions to mobilise international support and solidarity for these workers. The only way to take on multinational companies like Renault is to organize the working class internationally in solidarity actions that cut across national borders. 






https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif

Share:

100th Anniversary of the October Revolution

100th Anniversary of the October Revolution
Listen to special broadcast

ΟΧΙ: Greece at the Crossroads

ΟΧΙ: Greece at the Crossroads
Essays on a turning point in Greece 2014 - 2017

Order ΟΧΙ : Greece at the Crossroads

Permanent Revolution Press

Permanent Revolution Press
Print edition of Crackpot Philosophy

Order Crackpot Philosophy

Trump and the train wreck of American liberalism

Trump and the train wreck of American liberalism
Two essays by Frank Brenner

Order PDF of 'Trump and the train wreck of American liberalism'

PDF of Brenner on Trump -$1

Contact Form

Name

Email *

Message *